Otogar’ın arka sokağından yükselen dizel kokusu hâlâ burnumda; işten çıkmış, TEM’in üst katında arabaları izliyorum. Bugün bedenim fazlasıyla ağır, göğüslerim gömleğimin düğmelerini zorluyor, kalçalarım koltuğa yayılmış oturuyor. Her nefeste o kalın, tatlı koku biraz daha yayılıyor çevreme; kendimi tutamıyorum, parmaklarım etime gömülüyor.
Çiftehavuzlar’dan geçen biri beni bir anlığına görse, o anın nasıl uzayacağını biliyor. Kısa bir süreliğine de olsa, sıcaklığıma sarılmak isteyenler için kendimi açık bırakıyorum; misafir odamın ışığı hiç sönmüyor. Menderes Mahallesi’ndeki küçük balkonda içtiğim sigara, dışarıdan bakanlara davet gibi görünüyor.
İş çıkış saatinde, tenimdeki o ağır kokuyla seni beklerken aklımda tek şey var: seni de aynı kokuya, aynı ağırlığa çekmek. Kapıdan içeri girer girmez, her şeyin nasıl akacağını zaten hissediyorsun.
